Öğretmen ve Öğretmenlik



Haddizatında öğretmenlik; kutsallığı Hz. Muhammed’in “Ben ancak bir öğretmen olarak gönderildim” hadisine dayanan, kendi çıkar ve isteklerini her şeyden önde tutmaya meyilli insan nefsinin ilimle terbiye edildiği koca yürekliler cemiyetidir.  “Yaradandan sonra küçük Tanrımsın, Sende hikmet, kudret bol öğretmenim” diyen Mahzuni’nin canını vermeye hazır olduğudur. Ruhun yakıştığı en güzel suretlerdir öğretmenler ve kuşkusuz Esmaü’l Hüsna’nın apaçık tecellisini gördüğümüz bir hoş düşküdür öğretmenlik.
Mesela Er-Rahman’dır öğretmen. Ayırt etmeden hiçbirini birbirinden, seven, koruyan ve kollayandır. Şişman, zayıf, güzel, çirkin, zengin, fakir bilmez öğretmen. Onun için gözyaşlarının rengi hep aynıdır ve hiçbir gülüş daha az mutlu etmez bir diğerinden. Beş parmağın beşi de birdir. Biri olmazsa hepsi eksiktir. Er Rahim’dir öğretmen, hep iyi ve güzel olanı isteyen.
El-Aziz’dir öğretmen, mağlup edilmesi zordur. Cahil devlerin karşısındaki cesur kahraman, en meyus vakaların beyaz atlısıdır. Hep mutlu sonla bitirendir öğretmen. Gökten üç elma düşse üçünü de sevdiğine verendir. En uykucu toplumları bile bir öpücükle uyandırabilendir öğretmen.
Eş-Şehîd’dir öğretmen. Eruh’ta, Yüksekova’da, Digor’da, Cizre’de… Ay yıldızın dalgalandığı her yerde, her zaman hazır ve nazırdır öğretmen. Adı değişir, Aybüke olur, Necmettin olur, Neşe olur. Ama odu değişmez. Çünkü ilim irfan ateşidir içinde yanan. Ve Er-Râfî‘dir öğretmen, devletini ve milletini yüceltirken ve El-Hâfıd’dır, her türlü terörün, kirli fikirlerin ve tufeylilerin umudunu yerle yeksan ederken.
El-Hâlık değil midir öğretmen, derme çatma okullarda nice çiçekleri açtırırken ya da yeis ile kaplanmış yüreklerde umudu yoktan var ederken? Mardin’den Aziz Sancar’ı, Bitlis’ten Fuat Sezgin’i, Selanik’ten Mustafa Kemal’i çıkaran değil midir öğretmen? İstanbul’un bir fatihi de Ak Şemseddin, değil midir?
Sessiz çığlıklarını bile duyabiliyorken öğrencisinin neden Es-Semî olmasın öğretmen,  bir çift meraklı gözde dehayı görebiliyorken El-Basîr olamaz mı öğretmen? Mesleğinin her inceliğini öğrenmek için eğitimden eğitime koşuşturmak El-Latîf olma gayreti değil midir? Gözü az göreni en önde otururken El-Mukaddim, her parmak kaldırana söz hakkı vermeye çalışırken El-Mücîb olmaz mı öğretmen? Ve El-Bâsıt değil midir öğretmen, sınav kâğıdına adını yazana bile beş puan verirken?
Kutsal meslekler kategorisinin değişmezi, nice şairin ilham kaynağıdır öğretmen. Mesela bir masal kahramanını anlatır gibi anlatmıştır Dağlarca öğretmeni, gecelerin içindeki ejderlerle dövüşen. Sanki bir çalar saat gibi “İyiye, doğruya, güzele uyandırır öğretmen” demiştir. Yunus bir sultana benzetmiştir hocası Taptuk’u, kendini de o sultanın kapısında bekleyen bir fakir diye anlatıp durmuştur senelerce… Mevlana da geri durmamış, sanki Şems’i tayin olup da başka bir şehre gidecekmiş gibi; “Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun, etme! Başka bir yar, başka bir dosta meylediyorsun, etme!” diye başlamıştır dizelerine. Yalanına hırkasını verdiği hocasının gerçeğine canını vermeye hazır bir şekilde… Ve garibanlığını anlatmıştır Kuntay; “Şöhret aramaz, şân aramaz, nâm aramazsın; Cemiyetin omzunda da yokmuş kadar azsın” sözleriyle.
Öğretmenlik ne annelerin hayalini kurduğu sigortalı bir iş ne de sırtını devlete yaslama yeridir. Ne duvara asılacak kadar fiyakalıdır diploması ne de zengin olacak kadar çoktur parası.
Hiçbir şey olamayanın olduğu değil, hiçbir şeyi olmayanın her şeyi olma gayretidir öğretmenlik.
Verdiğim aldığıma denk midir muhasebesi yapmayı tahayyül dahi etmeyen, fevkalbeşer işlerin yegâne mühendisidir öğretmen.
Yüreğindeki sevginin bakiyesi hiç eksiye düşmeyendir.
Diktiği ağacın ne gölgesinden ne de meyvesinden beklentisi olmadan el kapısında bahçıvanlık yapandır öğretmen.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Etkinlik Önerisi: Mantık Bulmaca (Araba Kimin?)

Ödev Nedir, Neden Verilir?